Miraç’dan Alınacak En Güzel Derslerden Biri; TEVAZU

0
341
Miraç'dan Alınacak En Güzel Derslerden Biri; TEVAZU

Miraç’dan Alınacak En Güzel Derslerden Biri; TEVAZU

Tevazu, bütün şeref ve üstünlüğün ancak yüce Allah’ta olduğunu bilip, nefsine bir üstünlük vermemek ve kibre düşmemektir.

Tevazu, Hakk’a karşı hayalı, halka karşı vefalı olmaktır.

Tevazu, insan ayrımı yapmadan herkese alçak gönüllü, güler yüzlü, samimi ve edepli davranmaktır.

Tevazu, her insana değer vermektir. İnsanları küçük görmemektir. Cenâb-ı Hakk’a ait nimetleri nefsinden görüp, şımarmamaktır.

Tevazu, herkesi hoş, nefsini boş görüp, kendi kusurlarını gidermekle meşgul olmaktır.

Hazreti Cebrail (aleyhisselam), Resulullah Efendimiz’e (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kutlu yolculuk için davete gelince, onu yerde yatarken buldu. Bedeni toprakta, kalbi Allah’ta Resul-i Kibriya (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kabe’nin Hatim bölgesinde, kumların üzerine uzanmış, iki Müslümanın arasında istirahat ediyordu. Yanındakiler Hazreti Hamza ile Hazreti Cafer-i Tayyar’dı. (Radıyallahu anhum) İnsanların efendisi kendisini insanlardan ayrı görmüyor, onlardan ayırmıyor, içlerinde bulunuyor, onlarla aynı şartları paylaşıyor, kendisine özel bir makam ve mekan tahsis etmiyordu.

O böyle davranırken, gökler ona seyran, melekler cemaline hayran, Cebrail ve Mikail hizmetine revan bekliyor; cennetler kendisi için süsleniyordu. O boynunu büktükçe saadetli başı en yüce makamlara değiyordu. Alemlere rahmet kılınmış kainatın gülü tevazu gösterdikçe Aziz ve Celil olan Mevla, kendisini en âlâ makamlara yüceltiyordu.

Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) saadetli ismi Hazreti Adem (aleyhisselam) yaratılmadan önce arşın her yanına yazılmıştı. O’nun ismi gibi gönlü de hep arşta ve Allah’ta idi. Ancak Allah’ın bir rahmeti olarak şerefli cismi, insanların arasında bulunuyordu. Hiç  rahatsız olmadan onlardan biri gibi yaşıyor, hepsiyle ilgileniyor, onlarla aynı sofraya oturuyor, aynı zeminde uyuyor, aynı hayvana biniyor, aynı kıyafeti giyiyor, aynı çileyi çekiyordu.

Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bütün bunları ümmeti için yapıyordu. Onları nurlu nazarları altında terbiye ediyordu. Cenab-ı Hakk’ın aynası olan o saadetli yüzüyle hakka aynalık yapıyor, gönülleri Hakk’a çeviriyor, onlara dostluk ve kulluk öğretiyordu.

Terbiye yoluna giren bir sûfinin en güzel ahlakı tevazudur.

Tevazunun zıttı, kibir ve kendini beğenmektir. Büyüklük, ululuk yüce Allah’a has bir sıfattır. Kim bu sıfatta O’nunla yarışırsa, boynu kırılır. İnsan aslını düşünürse, kibre düşmez.

Kibir, Cenab-ı Hakk’ın emirlerine karşı gelmek, kendini beğenmek ve insanları küçük görmektir. Hadisi şerifte belirtildiği gibi kimin kalbinde bu türden zerre kadar kibir bulunursa, o kimse cennete giremez. (Beyhaki, Şuabü’l-İman, nr. 8152,8153.)

Mümin, halka tevazu gösterdikçe Hak katında yücelir. Yerdekilere merhamet edenlere göktekiler de merhamet eder. Halka hizmet edeni cümle alem sever. Ben diyen, kendisiyle baş başa bırakılır. Benlik derdine düşen yolda kalır. Fakirleri sevmeyen kimse fazilete ulaşamaz. Nefsini Hak için halka hizmetçi görmeyen kimse sûfi olamaz. Bütün mümin kardeşlerine gönlünde değer, meclisinde yer vermeyen kimse imanın tadını alamaz.

Bu zamana kadar Allah yolunda kim ne elde etmişse, tevazu ile elde etmiştir. Tevazu, mümini münafıktan ayıran bir özelliktir.

Şu hadis-i şerif bu konuda her şeyi özetle ifade etmektedir:

“Kim Allah’tan korkarak tevazu gösterirse, Allah onu yüceltir. Kim de kendini yüceltirse, Allah onu alçaltır.” (Beyhaki, Şuabü’l-İman, nr. 8144. Hadisin ilk kısmı için bk. Müslim, Birr, 69; Tirmizi, Birr, 82.)

Yararlanılan Kaynak; Dilaver Selvi, Kul’un Yolculuğu Mi’rac ve Nefis Terbiyesi, sayfa; 120-122, Semerkand Yayınları.

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.