Kuranı Kerime Göre Tağutun 10 Maddede Anlaşılması

0
329

Kuranı Kerime Göre Tağutun 10 Maddede Anlaşılması

Kuranı Kerim, “tuğyan” köküne ait 39 kez ayetlerde bize mesaj verir. Tağut ismi ise, 8 kez kullanılır. Bu 8 ayetin değerlendirilmesini 10 maddede inceleyelim:

1.Tağut kavramını Kuran ilk kez Nübüvvetin 11. yılında, Zümer suresinin 17. ayetinde kullanır.

Çok önemli bir bilgi bu. Soru şu; 11 yıl Mekke’de tağut yok muydu ki, Kuran’ın gündeminde tağut olmadı? İlk günden itibaren vardı ama 11 sene Kuran ondan bahis açmadı. 11. yılda bahsetti. Bunun mesajı ney peki? Mesajı şu; “Altını besledi. İman ahlakını o ilk muhataplara yükledi yükledi yükledi…Belli bir orana, kıvama getirdi. Sonra bu manada (tağut) mesajlarını verdi. Dolayısıyla burada Kur’an’ın tecriliğinin üzerinden bizde bazı mesajlar alıyoruz. Bu mesajları gözden kaçırırsak eğer, bazen sıkıntılara yol açıyor. Nüzul sırasına göre bu manada inen ayetler sırasıyla şöyledir:

İlk inen; Zümer suresi, 17. ayet

İkincisi, Nahl suresi, 36. ayet

Üçüncüsü, Bakara suresi, 256, 257. ayetler

Dördüncüsü, Nisa suresi, 51, 60, 76. ayetler

Beşincisi, Maide suresi, 60. ayet ve bu ayetle bitiyor.

2.Tağut kavramının kullanıldığı ilk ayetle Allah’a kul olanın tağutla, tağuta kul olanında Allaha tam anlamıyla kul olamayacağı hakikati belirtilir.

Tevhid, Allah’ın en hassas olduğu mevzudur. %99 Allah’a, %1 başkalarına. Yok öyle. O %1’lik kısım şirktir. Binde bir bile olsa, onun adı şirktir. Onun için tağuta kulsan, Allah’a değilsin. Allah’a kulsan, asla tağuta kul olamazsın. İkisi bir arada olmaz.

3.Tağut kavramının kullanıldığı ilk ayette, (Zümer,17) tağuta kulluktan kaçınıp, Allah’a kul olanlara çok büyük mükafatlar müjdelenir:

“Tağut’a kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver!” (Zümer suresi, 17.ayet)

4.Tağut kavramının nüzul sıralamasında geçtiği 2.ayette; Peygamberlerin ortak vazifesinin; insanları tağuta kulluktan sakındırıp, Allah’a kul olmayı davet etmeleri belirtilir:

“Andolsun ki biz, ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan sakının’ diye  (emretmeleri için) her ümmete bir Peygamber gönderdik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmını da sapıklığa iletti. Yeryüzünde gezin, görün inkar edeni. Sonları nasıl olmuştur!” (Nahl suresi, 36.ayet)

Risalet davası bitmedi, buna inanan her kulun üzerine bu davayı üstlenmek bir vecibedir. Dolayısıyla bugün insanlığı tağuta kulluktan kurtarıp, Allah’a kulluk etmeye çağırmak, senin benim hepimizin üzerine bir vazifedir.

5.Tağut kavramının geçtiği Medine döneminde ilk nazil olan ayet (Bakara,256), tağutu inkar etmenin insanı sağlam imana taşıdığının altı çizilir. İnkar edersen eğer (tağutu) sağlam bir iman oluyor.

“Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden (tamamen) ayrılmıştır. O halde kim tağutu reddedip, Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara, 256)

O kulp, bütün müfessirlerimizin ortak kararına göre, imandır. Ama şimdi bu ayette yanlış yerlere çekiliyor. Bu ayetin sebebi nüzulu nedir ?

Hicretin dördüncü yılı olan bir hadise üzerine bu ayet iniyor. Nadroğulları ile Müslümanlar arasında bir savaş olmuş. Neticesinde Nadroğulları yani Yahudiler, Medine’den sürülüp, çıkartılacak. O anda da Ensar’dan bazı kadınlar gözyaşları içerisinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ın yanına geliyorlar, diyorlar ki:

“Ya Resulallah! Senden önce biz, çocuklarımızı daha iyi yetişsinler diye Yahudilere verirdik. Onların yanında yetişip, bazı imkanlara ersinler diye. Şimdi sen onları sürüp çıkarıyorsun. Onlar giderken çocuklarımızı da yanlarında götürmek isteyecek. Ne olacak o zaman? ” diyorlar. Allah Rasulü (aleyhissalatu vesselam) cevap vermiyor. Cevabı Rabbimiz bu ayetle veriyor. Efendimiz o kadınları çağırıyor ayet inince ve; “Çocuklarınıza sorun. Sizin yanınızda kalmak istiyorlarsa, kalsınlar. Gitmek istiyorlarsa, gitsinler.” Soruluyor. Bir miktarı kalıyor, bir miktarı gidiyor.”

Bu azgın kavimin (Yahudilerin) şöyle bir özelliği var: Menfaatlerine uygun olursa eğer bir iş, adamlar akidelerini bile satabiliyorlar. Ayetin bize verdiği o sosyal hadise, akidelerini satabildikleri bir hadiseyi bizim gözlerimizin önüne seriyor.

6.Tağut kavramının geçtiği Bakara suresi 257. ayetinde zikredilen mesajında; “Kendisine inananların karanlığa gömüleceği” hakikati aleme duyurulur.

“Allah inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostu da tağuttur. Onları aydınlıktan alıp, karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar.” Kim kimin adımlarını izlerse, akibet ona göre şekilleniyor. Tağutun yolundaysan, varacağın nokta burası. Ama Allah’a iman ettin, o yoldasın… Varacağın yer, Darus-Selam olan Cennettir.

7.Tağut kavramının Nisa suresinde geçtiği ilk ayetle tağutlarının ortak paydasının insanları yoldan saptırmak olduğu belirtilir.

“Kendilerine kitaptan nasip verilenleri görmedin mi? Cibt’e ve Tağut’a (batıl tanrılara) iman ediyorlar. Sonrada kafirlere (müşriklere); ‘Bunlar, Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır’ diyorlar.” (Nisa, 51) Müşriği, Müslüman’a tercih ediyorlar.

Ehli kitap olan Müslüman’ı tercih etmesi gerekirken (Biz öyleyiz çünkü. Müşrik kadın ile evlenemeyiz, ama ehli kitaptan evlenilir. Onlar tam tersini yapıyor.) Küfür tek millettir. Bu ayetin sebebi nüzulu ise;

“Kab b. Eşref ve onun gibi Yahudi liderler varıyorlar Mekke müşriklerine ve diyorlar ki; ‘Bizde ehli kitabız, onlar da ehli kitap. Ama bizim nazarımızda siz onlardan daha doğru yoldasınız.’ Ve bunun üzerine bu ayet iniyor. Menfaati gereği müşrik olan insanlara durup, bunu diyor. İşte ayette onların bu yalanlarını, iftiralarını yüzlerine çarpıyor.

8.Tağut kavramının geçtiği Nisa suresi 60.ayette tağutun ne demek olduğuna dair çok önemli bir açıklama yapılır ve bu konuda çok ciddi bir uyarı ortaya konulur:

“Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Tağuta inanmamak kendilerine emrolunduğu halde onlar Tağut’un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.” Ahkama ait, hükümlere ait her şeyi bölmeli ama korkudan dolayı muhakemeleşmek söz konusu olduğu zaman Allah ve Rasulünü değil, tağutları, başka şeyleri tercih ediyorlar. Bu ayetin sebebi nüzulu Kurtubi tefsirinde 3, 4 rivayet var ama benim tercih ettiğim bu rivayet;

“Abdullah İbn Abbas’dan rivayetle; Bir Yahudiyle adı Bişr olan bir münafık arasında bir mesele hakkında bir tartışma oldu. Ve o tartışma bir hakeme intikal edecek ki, çözülsün. Yahudi inanmadığı halde diyor ki: ‘Allah Rasulüne gidelim. Rasulullah hükmetsin.’ Münafık biliyor Peygamberimizin vereceği hükmü ve onun için diyor ki: ‘Kab b. Eşref’e gidelim.'(Yahudiyi tercih ediyor. Münafık nedir? İnkâr eden değil, güya namazlarda Müslüman safının arasında ama yüreğinde nifak var. Zaten ne çektiyse ümmet onlardan çekti. Allah kurtarsın onlardan. O günde aynı sıkıntı var) Bişr; ‘Hayır’ diyor. Israr ediyor. Kab b. Eşref’e gideceğiz. Yahudi sonunda ne yapıyorsa yapıyor Allah Resulünün huzuruna getiriyor.

Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) ikisini de dinliyor ve o davayı Yahudinin lehine veriyor. Adam kabul etmiyor. Birde Ebubekir’e gidelim diyor. O da aynı hükmü veriyor. Yahudi kabul etmiş, halinden razı. Münafık ısrarla Ömer’e de gidelim diyor. Ömer’e vardıkları zaman, Yahudi; “Rasulullah’a gittik. Ebubekire de gittik. İkisi de aynı hükmü verdi.” Ömer dedi ki; “Bekle, ben şimdi hükmü getiriyorum sana.” Varır içeri, kılıcını kuşanır, çıkarır ve münafığın kafasını uçurur ve der ki; “Allah ve Resulünün bir işe karşı hükmünü beğenmiyorsun, Ömer’e geliyorsun, öncesinde Ebubekir’e gidiyorsun. Sen artık iman dairesinden çıkmışsın” diyerek, o insana infaz uyguluyor.

Efendimiz de Ömer’in bu yaptığını duyunca tasdik ediyor. Hatta bazı kitaplarımız da Ömerul Faruk isminin bu meseleden sonra daha çok kullanıldığı rivayet ediliyor. Çünkü hak ile batılı, doğru ile yanlışı tam anlamıyla ortaya koymuş oldu. Bu konuda da sıkıntı çok. Mesela kız-erkek miras paylaşımı var.

Miras paylaşımında bakıyorsun kız ortalığı yıkıyor. Biz diğerine göre istiyoruz diyerek. Niye Allah’ın verdiğine razı olmuyorsun? Niye menfaatine göre hareket ediyorsun? Her şart ve durumda Allah’ın hükümlerine göre hareket etmen gerekmiyor mu? Sınırlar ihlal edilmiyor mu? Bu manada atılan her adım tağutun önüne gitme gibi bir mükellefiyet bize yüklemiyor mu?

Her şart ve durumda verilene rıza göstermek, tağutun mahkemelerine varmamak bizden istenendir.

“Hevalarını teslim kılmayan, kamil manada iman etmiş olamaz.” Hevaların teslim olacak hevaların.. Sadece dilinle yetmez. İman bu.

9.Tağut kavramının geçtiği Nisa/76. ayetinde inananların Allah yolunda, inkar edenlerin tağut yolunda savaşacaklarını belirtir ve akibetin ne olacağına dikkat çekilir.

“İman edenler Allah yolunda, inkar edenler tağut yolunda (yani batıl yollarda) savaşırlar. O halde şeytanın dostlarının yolunda savaşın. Şüphe yok ki, şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” Rabbimiz hilesi zayıftır diyor. Biz sağlam görüyoruz. Ortada bir problem var mı? Hemde o biçim. Şeytanın ortaya koyduğu düzenin güçlülüğü iman ettiğini söyleyen insanların zayıflıklarıyla alakadar. Eğer iman eden gerçek manada iman etse, o düzen yıkılacak. Onun bir üfürüklük işi var. Ama bugün varsa eğer ve güçlüyse, hakkın taraftarı olanların sesinin aslında Hakka yaraşır bir biçimde çıkmadığından dolayıdır. Dolayısıyla burada yine bir hakikate dikkat çekiliyor.

10.Tağut kavramının geçtiği Maide/60.ayette tağuta inanmanın insanı nasıl aşağıların aşağısı kıldığı gerçeğinin altı çizilir;

“De ki: ‘Allah katında kesinleşmiş bir ceza olarak bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah’ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazaplandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar.. İşte bunlar yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide,60)

Kaynak; Muhammed Emin Yıldırım, Muhteşem Ahlak Dersleri, 58. Ders,Kurâni Bir Kavram Olarak Tağut

İlginizi Çekebilir : Peygamber Efendimizin Temizliğe Riayetleri

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli