Bankalardaki Altın Hesabını Kullanmak Caiz Mi?

0
110
Bankalardaki Altın Hesabını Kullanmak Caiz Mi
Bankalardaki Altın Hesabını Kullanmak Caiz Mi?

Soru: Selamın aleyküm. Bankada gram altın hesabım var. Bu hesabı aktif olarak kullanıyorum. Mobil uygulama üzerinden altın alıp satıyorum. Bu yaptığım işlem caiz mi?Bir çok yerde okuduğuma göre yapılan işlem sonucu, eğer banka bu parayı faiz işlemlerinde kullanmıyorsa caiz diyor. Bankaların böyle hareket ettiğini net olarak bilemeyiz. Sizce ne yapmam gerekiyor. Saygılar…

Cevap: Yaşadığımız bu dönemde hızla gelişen piyasa sürekli olarak yeni ticari uygulamaları gündeme getirmektedir. Dini duyarlılığı olan Müslüman kardeşlerimiz doğal olarak bu uygulamaların dinlerine uygun olup olmadığı noktasında araştırma yapmakta ve yetkili kişilere müracaat etmektedirler. Bu ticarî işlemlerden biri de finans kurumlarının yakın zamanda uygulamaya soktukları altın hesabı diye tabir edilen uygulamadır. Bu uygulamanın içeriğinin ne olduğu ve dinimizde beyan edilen akit türlerinden hangisiyle örtüşüp örtüşmediği açık bir şekilde ortaya konulmalıdır.

Aslında uygulamaya konulacak olan yeni ticari işlemlerin her birinin öncelikle dinimize uygunluğu araştırılmalıdır. Araştırma yapacak olan ilim adamlarının hedefi mutlaka bir yol bulup işlemin cevazına gitmek değil, dini kurallara uygun olup olmadığını yönünde olmalıdır. “Altın hesabı” diye tabir edilen mesele kısaca şöyle uygulan-maktadır: Bankanın kasasında belli bir miktar altın bulunur. Bu kasa ister merkezde olsun ister şubede olsun fark etmez. Banka, kişiye yatırdığı paraya denk düşen miktardaki altını ya hemen teslim eder yahut onun adına açılan hesaba kaydeder. Kişi istediği zaman gidip bizzat altını ya da mukabili tl yi veya başka para birimine bozdurarak alır.

Fıkıh kitaplarımızda alışveriş konusu, muhtelif açılardan ele alınarak farklı kısımlar ortaya konulmuştur. Bu kısımlardan biri de para, altın veya gümüşten herhangi birini diğeriyle takas etme anlamına gelen “sarf” akdidir. Başta sünnet olmak üzere tüm kaynaklarımızda sarf akdi diğer alış-veriş akitlerinden farklı tutulmuştur. Buna binaen sarf akdinde, diğer akitler için gerekli görülmeyen bazı şartlardan bahsedilmiştir. Zira Kur’an-ı kerimin açık nassıyla haram kılınan faiz, insanlar arasında en çok, sarf akdiyle vaki olmuş ve olmaktadır.

Sarf akdinin en temel prensiplerinden biri de nebevi mesajın “yeden-bi-yed” şeklinde ifade ettiği tekabuz şartıdır. Karşılıklı ivaz içeren alış-veriş akitlerinde akde konu iki şey vardır.

Birincisi;

bayi tarafından satılmak, müşteri tarafından satın alınmak istenen nesne ki buna fıkıh diliyle “mebi” diyoruz.

İkincisi;

bu mebiin mukabilinde verilecek olan şey ki; para, altın, gümüş veya yerine göre sair mislî mallardır. Buna da fıkıh ifadesiyle “semen” diyoruz. El-Merğinânî el-Hidâye isimli eserinde ifade ettiği üzere tüm alış veriş türlerinde, mebiin (satılan nesnenin) tayin edilmiş/belirlenmiş olması yeterli görülmüş, akdin sıhhati için ayrıca kabz/teslim alma şartı aranmamıştır. Mebiin tayini yani belirlenmesi, -sarf akdinin dışında- işaret etmekle olabileceği gibi vasıflarını beyan etmekle de gerçekleşir.

Mebii kabzetmek, satışa mahal olan nesnede, tasarruf edebilmek için şart koşulmuştur. Mebîde gerçekleşmesi gereken kabz; hakiki olabileceği gibi hükmî de olabilir. Hükmi kabz; mebii kabzetmeye mani tüm engellerin bertaraf edilmesidir. Fıkıh diliyle buna tahliye denir. Sarf akdinde ise, akde konu olan şey; bir itibarla mebi, diğer bir itibarla semendir. Mebide tayin, akdin sıhhati için şart olduğundan bu akitte de tayin gerekli görülmüştür. Şu kadar var ki; burada yani sarf akdinde bir yönüyle mebi olarak değerlendirilen şey işaret etmekle veya vasıflarını beyan etmekle tayin edilmiş olamayacağından tekabuz şart koşulmuştur.

Aynı zamanda bunun hükmî değil hakiki kabz olması da ayrı bir şarttır. Bundan dolayı tarafların birbirlerinden bedenen ayrılmadan tekabuz işlemini gerçekleştirmeleri sarf akdinin sıhhati için şart koşulmuştur. Buraya kadar olan bölümde âlimlerimiz arasında ihtilaf olmadığı gibi muasır ilim adamları arasında da ihtilaf söz konusu değildir. İhtilaf edilen mesele ise kaynaklarımızın sarf bahislerinde mezkûr olan kabzın bir diğer ifadeyle hakiki kabzın günümüz şartlarında farklı olup-olamayacağıdır.

Yani banka hesabına paranın transfer edilmesi hakiki kabz olarak değerlendirilebilir mi, değerlendirilemez mi? Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki, konumuz klasik fıkıh kaynaklarımızda beyan edilmiş olmadığından, ilim adamları meselenin hükmünü elde edebilmek için farklı bakışlar neticesinde farklı sonuçlara varmışlardır. Şurası muhakkak ki bu mesele günümüz ihtiyaçlarının doğurduğu yeni bir meseledir.

Bu yüzden muasır âlimler bu hususta kaynaklara dayanmaktan öte, kaynakları yorumlamayla hükmü elde etmeye çalışmışlardır. Kaynakların yorumlanması neticesinde farklı görüşlerin ortaya çıkması ise son derece doğaldır.

Banka hesabına paranın transferini kabz olarak değerlendirenlerin gerekçelerinden biri şudur:

Kabz, kişiye kabzettiği şeyde tasarruf yetkisi vermektedir. Buna binaen müşteri banka hesabında bulunan parasını dilediği zaman çekebilmekte ya da transfer edebilmektedir. Şu halde hesaba kayıt, kişiye tasarruf yetkisi sağladığına göre kabz kabul edilmelidir. Biz, kabzın kişiye tasarruf yetkisi verdiğini kabul ediyoruz. Ancak kişinin tasarrufa yetkili olmasının, kabz anlamına geleceğini kabul etmiyoruz. Zira ehlince de malum olduğu üzere sarf babının dışında semende kable’l kabz (kabızdan önce) tasarruf caizdir. Hâlbuki bu tasarruf yetkisi, kişi için semeni kabzetmek olarak kabul edilmemiştir. Bunu temellendirme adına başta hadîs-i şerifler olmak üzere fıkıh kaynaklarımız da buna şahadet etmektedirler. Netice olarak sarf akdinde aranan en önemli şart, hem verilen hem de alınanın peşin yani fiziki olarak elden ele olmasıdır. Hâlbuki internet ortamı sanal bir ortamdır, taraflar arasında fiziki bir ortam söz konusu değildir. Buna göre; bu tür takasların internet ortamında gerçekleştirilmesi caiz olmaz.

İlginizi Çekebilir: BES hesabına para yatırmak haram mıdır?

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli