Allah Katında Kabule Değer İman Hangisidir?

0
849

Allah Katında Kabule Değer İman Hangisidir?

“İnnellezine amenü …” âyet-i kerÎmesinde iman etmeye öncelik veriliyor. Gerçekten de iman esastır. İman olmadıkça salih amellerin din açısından hiçbir kıymeti yoktur, faydası da olamaz. Bununla beraber imanın da bir takım şartları vardır. Her iman mutlaka kabul bir iman değildir.

Allah Katında Kabule Değer İman Hangisidir- iKRAİLİMMECLİSİ

Yaratıcının varlığını inkâr eden bir avuç imansızdan başka bütün insanların, büyük bir yaratıcının varlığına inandığı, iman ettiği bilinen bir gerçektir.

Fakat insanların bu imanlarının, Rabbimiz’in yüce katında kayıtsız ve şartsız makbul olduğunu söyleyemeyiz.

Mesela bazı insanlar, peygamberlere tâbi olmaksızın âlemin bir yaratıcısının bulunduğunu kabul ederler. Fakat bu kişiler, hiçbir zaman Allah’ın zatını, birliğini şanına layık bir şekilde bilemezler. Belki kendi akılları ile tahmin ettikleri, kendi hayalleri ile tasarlayıp ortaya çıkardıkları hayalî bir şeye tanrılık isnat ederek tapınırlar da haberleri olmaz. İlâhiyyûn ismiyle bilinen bir kısım filazofların imanları bu tür bir imandır. Bunların anlattığımız şekildeki imanları, Allah katında kabul edilmez.

Bir takım insanlar da vardır ki onlar Cenâb-ı Hak ile peygamberlerin bazılarına inanırlar. Diğer peygamberlere ve özellikle  son peygamber Resûlullah Efendimiz’e inanmazlar. Bunlar, “Bazılarına inanır, bazılarını inkâr ederiz” diyen gafillerdir. Bununla beraber bunlar tasdik ettikleri şanlı peygamberleri de hakkıyla bilmezler. Belki geçmiş şanı büyük peygamberlerin isimlerini kendi hayalleri ile oluşturdukları bir kısım aslı olmayan kişilere verirler. Tahrif edilmiş dinlere tâbi olurlar. Hatta bazı peygamberleri ilâhlık mertebesine kadar çıkarma cahilliğinde bulunurlar. Nitekim Yahudiler, Nasrânîler bu halde bulunmaktadırlar. Binaenaleyh bunların bu eksik ve şirke karışmış imanları Allah katında makbul iman olamaz.

Asıl Allah katında makbul iman; Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarif etmiş olduğu ve eğiterek öğretmiş bulunduğu imandır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iman edilecek şeylerin esasını şu hadis-i şerif ile açıklamıştır:

“İman, Allah Teâlâ’ya ve O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kazâ ve kadere, hayır olsun, şer olsun her şeyin ancak ilâhî kudret ile meydana geldiğine inanmaktır.” (Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, 10/203, nr. 21393.)

Bunları bilip kesin bir şekilde tasdik etmektir. Bunlar dinin zorunlu olarak bulunması gereken esaslarıdır. Bu konuda bütün semavî dinler, yani şanlı peygamberlerin tebliğ etmiş oldukları hakiki dinlerin hepsi aynı noktadadır. Ancak bu şekilde olan bir iman Allah katında makbul imandır.

Ancak şunu da ilave etmemiz gerekir: Hayır ve şer şeklinde meydana gelen her olay, hakikatte Allah Teâlâ’nın dilemesi, kudreti ve yaratması ile meydana gelmektedir. Cenâb-ı Hak, hikmet sahibi bir yaratıcıdır. O’nun yarattığı her şeyde mutlaka bir hikmet ve menfaat vardır. Yaratma sıfatı da sadece ve sadece kendisine aittir. Asla O’ndan başka yaratıcı yoktur. Bizleri de bütün işlediğimiz şeyleri de yaratan ancak O’dur. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de,

“Allah Teâlâ sizi de ve yaptığınız şeyleri de yaramıştır.” (Sâffat 37/96) buyrulmuştur.

Şu kadar var ki, Allah’ın hayra rızası vardır, şerre rızası yoktur. İnsanı bu imtihân âlemine getirmiş, hayrı ve şerri karşısına çıkartmıştır. Her ikisini de elde edebilmek için kendisine bir kudret vermiştir. Artık insan bu kudreti, hayra yönlendirir ve Allah Teâlâ da dilerse, hayrı yaratır; buna mukabil insan kudretini şerre kullanır ve Hak Teâlâ’da dilerse, şerri yaratır. Bu çerçevede sorumlu olan insandır.

Herkesin kabiliyeti imtihan âleminde ortaya çıkacaktır. Artık insan, kendi hareketlerini güzel bir şekilde düzeltmeye çalışmalı, kudretini iyi bir şekilde kullanmalı ve daima Hak Teâlâ’ya sığınmalıdır.

İnsanlar, çoğu zaman sadece Cenâb-ı Hakk’ın koruması sayesinde şerre düşmekten muhafaza olurlar. İlâhi bir kudret, insanın elinden tutarak onu kurtuluş sahiline çıkarır. İnsan daima “ve mâ tevfîkî ve i’tisâmî illâ billâh” (Başarıya ulaşmam sadece Allah ile mümkün ve O’ndan başka sığınağım yoktur) demeli, hiçbir zaman kendi varlığına aldanmamalıdır.

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli