Televizyon Hakkında Doğru Bilinen 7 Yanlış

0
586

1-Evlerinde televizyon olmayan çocuklar, televizyona çok daha fazla düşkün oluyor ve merak duyuyorlar:

Evinde televizyon olmayan çocuğun, özellikle erken dönemde bu cafcaflı aletten saçılan görüntü, ses ve efektlere duyarsız kalması düşünülemez. Fakat bu, televizyonsuz çocukların daima televizyon merakı, hasreti ve özlemi içinde olduklarını da göstermez.

Onlar misafirliklerde televizyonu merak ederler, içine düşercesine de izleyebilirler. Kimi zaman akıllarının ucundan “Bizim de televizyonumuz” olsa gibi kötü bir düşünce de geçebilir. Ama kendi doğal dünyalarına döndüklerinde, yani televizyonun etkisinden kurtulup kendilerine geldiklerinde mutlaka; “İyi ki televizyonumuz yok” derler ve televizyonun kısacık zamanda kendilerine vermiş olduğu zararları gayet rahatlıkla fark edip ifade edebilirler.

2-Evlerinde televizyon olan çocuklar, televizyonla hiç ilgilenmiyorlar. Doyan kimsenin yemekten elini çekmesi gibi onlar da televizyona karşı duyarsızlaşıyorlar.

Bu durum, sadece erken çocukluk dönemi için geçerlidir. “Çocuğum hiç televizyon izlemiyor” diye övünen pek çok anne tanıdım.. “Neden acaba?” diye düşündüğümde o çocukların genelde okul öncesi yaş döneminde olduklarını gördüm.. Bu tavırlarının ilerde değişip değişmeyeceğini merakla gözlemlerken, okul sonrası dönemde çizgi filmlerin yanı sıra, yarışma programlarını, akşam dizilerini, hatta kadınların sabah programlarını dahi ilgiyle takip ettiklerine şahit oldum..

Çocuğun erken dönemde televizyona ilgisiz olması anne-babaları kesinlikle aldatmamalı..
televizyonun çocuğa etkileri

3-Evde televizyon olmayınca çocuğu zapt etmek çok zor oluyor. Sürekli televizyon izleyebileceği yerlere gitmek istiyor:

Eğer çocuğumuzun ne izlediğini ve televizyon başında kaç saat geçirdiğini önemsemiyorsak en uygun olanı, elbette evimizin baş köşesine televizyonu koymaktır. Fakat bir takım hassasiyetlerimiz varsa televizyonlu olmak, televizyonsuz olmaktan daha zordur.

Televizyonlu evlerin hassas anneleri, çocuklarını sürekli denetlemek durumunda kalıyorlar. Devamlı; “Artık yeter, kapatıyoruz” kavgaları, kumandayı ortadan kaybetme veya kanalları kilitleme, şifreleme telaşı.. Çocukların isyanı karşısında çoğu zaman verilen tavizler.. Çocuk televizyondan uzak kalsa aklı daima orada.. Anne, çocuğu televizyon başına bıraksa kalbi daima tedirgin..

Onun için televizyon olmadığında çocukların; “Niye bizim televizyonumuz yok?” veya “Falanca yere televizyon izlemeye gidelim mi?” sorularını cevaplamak daha kolay ve daha ikna edici..

4-Televizyon, çocuklara konuşmayı ve sosyalleşmeyi öğretiyor. Televizyon izleyen çocuklar toplumda kendilerini çok daha rahat ifade edebiliyorlar:

Anne-babalar, çocuklarından farklı bir kelime duyduklarında veya çocuklarının farklı cümleler kurduğunu gördüklerinde; “Televizyondan ne kadar çok şey öğreniyor” yanılgısına kapılıyorlar. Televizyonun çocukların konuşma becerisinin yanı sıra sosyalleştirdiğine de inanıyorlar.

Fakat durum şundan ibaret; çocuğuyla oyun oynamayı bilmeyen, çocuğuna kelimeleri, cümleleri, yani güzel konuşmayı öğretmekten aciz olan ve bunu kendisine yük bilen anne-babanın kurtarıcısı elbette televizyon oluyor.

Çocuklarının insanlar arasındaki vurdumduymaz, şımarık hallerini “özgüven” olarak tanımlayan bu ebeveynler, küçüklere istediği gibi sataşabilen, büyükleriyle saygısızca konuşan çocuklarının bu hallerini de “sosyalleşme” olarak tanımlıyorlar.

Doğduğundan itibaren çocuğunu televizyonun karşısında büyütmüş bir akrabamız; bizim çocuklarımızın (erken dönemde) misafirliklerde çekingen olmasını televizyonsuzluğa bağlıyor ve arkadaşlarına; “Yazık, evlerinde televizyon olmayınca çekiniyorlar insanlardan, korkuyorlar” diye dert yanıyordu..

Şimdi evlerine gittiğimiz zaman kendi çocuğu odasından çıkıp da “Hoş geldin” bile demiyor bize.. Hal-hatır sorduğumuzda iki kelimeyi bir araya getirip de konuşamıyor.. Dersleri kötü, okulda başarısız, hayatta silik ve pısırık.. Ama hala odasından televizyon sesi geliyor..

televizyonun zararları
5-Bebekler televizyona baksalar da hiçbir şey anlamazlar, dolayısıyla onlara bir zararı olmaz. Fakat oyalanması ve vakit geçirmesi açısından anneye yardımı dokunuyor:

Yıllardır pek çok Avrupa ülkesinde çizgi filmlerin altında “3 yaşından küçük çocuklar için zararlıdır” şeklinde ifadeler kullanılıyor. Doktorlar anne-babaları sürekli bu konuda uyarıyor. Elhamdulillah son yıllarda ülkemizdeki duyarlı doktorlar tarafından aynı uyarının yapıldığını biliyoruz..

3-4 yaş öncesinde çocukların televizyon izlediği sanılsa da, çocuklar sadece ekrana kilitleniyor. Yoğun ses, efekt, görüntü ve hızlı kareler çocuğu projeksiyona tutulmuş bir tavşan gibi olduğu yere mıhlıyor.

Yaşamın ilk 3 yılında beynin tüm gelişimini tamamladığını bilimsel verilerle biliyoruz. Onun için ilk üç yıl, çocuğun televizyondan ve her tür hareket eden, ışık saçan ekrandan uzak tutulması gerekiyor.

Hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, otizm, obezite hatta kanser, televizyonun sebebiyet verdiği hastalıkların başında geliyor.

Yeme, içme ve uyku bozuklukları, iştahsızlık, hareketsizliğe bağlı olarak ortaya çıkan şişmanlık ve vücutta yağ birikmesi, sosyal fobi, hormonal dengesizlikler de ardından gelen sorunlar.

Son dönemde pek çok ebeveynin şikayetçi olduğu bir başka rahatsızlık ise; ergen ergenlik. Artık 7-8 yaşındaki çocuklar ergenlik çağını geciktirmek için düzenli olarak iğne veya ilaç kullanıyorlar. Uzmanlar, erken ergenliğin ilk sebebini yenilen gıdalara, ikinci sebebini ise televizyon izlemeye bağlıyor.

Erken dönemde çocuğun birkaç saat televizyon başında oyalanması annenin işini kolaylaştırmış gibi gözükürken, televizyon kapatıldığında en olmadık şeyleri yapan, depoladığı enerjiyi nereye harcayacağını şaşıran, tabiri caizce kudurmuş bir çocuk ortaya çıkıyor.. Ve zamanla çocuğu televizyon dışında hiçbir şeyle oyalamak, teskin etmek mümkün olmuyor.. Böylece izleme saatleri gitgide artıyor..

6-Çocuğum televizyondaki eğitici programları izleyerek ana okulu ve okul hazırlığı yapıyor. Böylece okula başladığında zorlanmıyor:

Son dönemde öğretmenlerin en önemli şikayeti; çocuklardaki dikkat dağınıklığıdır. Bu sebeple okula çağırılan velilerin haddi hesabı yok.. Görüşme sonrasında çocuklarında “dikkat eksikliği” hastalığı olduğu sonucuna varan aileler, bir doktorla da görüştükten sonra hemen soluğu eczanede alıyorlar. Şu an ilkokul öğrencileri arasında “dikkat eksikliği” ilaçları kullanan öğrencilerin sayısı hiç de az değil.

Sorun şu; bebekliğinden beri o kadar renkli, görüntülü, sesli, müzikli, efektli bir dünyada yaşayan çocuk birden hop diye kitapların, defterlerin yani o soluk, renksiz, hareketsiz, eğlencesiz nesnelerin arasına girdiğinde hiçbir şey onun dikkatini ve ilgisini çekmiyor.

Çocuk öğretmeni dinlemiyor çünkü öğretmenin televizyon kadar albenisi yok.

Çocuk ders çalışmıyor çünkü ders çalışmak onun beynini oradan oraya savurmuyor.

Öğretmeni dinleyebilmek, bir ders üzerinde uzun zaman çalışabilmek, bir resim yapabilmek, bir tablo seyredebilmek, hatta bir çiçeği, böceği inceleyebilmek, her şeyden önce sükunet istiyor. Ve uzun zaman televizyon karşısında kalan çocuklar bu sükuneti, akabinde ise merak ve dikkati kaybediyorlar.

Böylece televizyon kadar hareketli ve renkli olmayı başaramayan her şey, onlar için sıkıcı ve bir an önce kendisinden kurtulunması gereken baş belası şeyler oluyor.

7-Televizyon o kadar da kötü bir alet değil. Pek çok faydalı program, dini sohbetler, kültürel ve siyasi programlar var ve bunlar insanın gelişimine katkı sağlıyor:

İradesi güçlü, vaktini disiplinli bir şekilde kullanan, oyun-eğlencenin kendisini esir almadığı yetişkinler elbette televizyon kullanabilir, televizyonun iyi yanlarından faydalanabilir. Fakat bu durum pek çok kimse için mümkün olmadığı gibi çocuklar için de asla düşünülemez.

Bu şekilde itiraz edenlere, hangi dini, kültürel veya siyasi programları takip ettiklerini sorduğumuzda kem-küm etmekten başka bir şey yapamıyorlar.

Evinde televizyonu olan kaç kişi sadece faydalı şeyleri izliyor? O faydalı şeylerin arasında bile aniden karşılaşılan reklam vs. pek çok olumsuz ve gayr-i ahlaki şeyler var. Bu durumda televizyonu hayra kullanmak o kadar da mümkün ve kolay gözükmüyor.
televizyon ve zararları
NE YAPMALI?

1-Her genç kız veya delikanlı, televizyonsuz bir ev hayali kurmalı. Evlilik görüşmelerinde mutlaka bu düşüncelerini dile getirmeli. Çünkü televizyonsuz ev demek; eşlerin birbirleriyle muhabbet edebilmesi, çocukların ve bütün ailenin sükunet içinde yaşayabilmesi demek.

2-Eşiyle bir şekilde mutabakat sağlayan her anne-baba, televizyonu evden atabilmek için gereken her şeyi mutlaka yapmalı. Televizyonu evinden atmayı başaran bir abla; “Eşimle ne zamandır doğru düzgün göz göze gelmediğimizi fark ettim” demişti.

3-Televizyonlu evlere giden çocukların, televizyon izlemek istemesi ve bu konuda ısrarcı davranmaları anne-babalar tarafından normal kabul edilmeli. İzlenecek yayını anne-baba seçtikten sonra ev sahibiyle anlaşarak süre dolduktan sonra televizyon kapatılmalı, gerekirse kumanda ortadan kaldırılmalı.

4-Yakın bir komşuya veya akrabaya televizyon izlemek için türlü türlü bahanelerle giden çocukla uygun bir dille konuşulmalı, olmadığı takdirde komşudan/akrabadan kesin bir dille televizyonu asla açmaması veya çocuğu eve kabul etmemesi istenmeli.

5-“Komşuları rahatsız ediyor” diyerek eve televizyon almak veya haftalık sinema günlerini her güne, günde birkaç saate çıkarmak, problemi ortadan kaldırmak yerine teşvik edeceğinden böylesi zorlamalara asla taviz vermemeli.

6-Çocukların istek ve ihtiyaçlarına göre haftada bir gün “Sinema Günü” belirleyip ailece izlemeye uygun filmler veya belgeseller takip edilmeli.

7-Televizyonu evinden atması mümkün olmayanlar ise; şu hususlara dikkat etmeli:

a-Bebekler 0-3 yaş arası dönemde kesinlikle televizyon izlememeli.

b-Üç yaşından büyük çocukların televizyon izlemesi günlük bir saati geçmemeli. Anne-babanın ortak tavır takınması, kuralların her zaman aynı şekilde işliyor olması çocukların uyumunu kolaylaştırır. Yoksa biri öyle diğeri böyle derse, bir gün bir saat, misafir geldiğinde beş saat izlenirse çocuklar da bu gevşek otoriteyi ellerinden geldiğince delebilmek için anne-babayı zorlarlar.

c-Çocukların yaşlarına uygun programlar tercih edilmeli. Ahlaksızlık ve şiddet içeren sahnelerin, subliminal mesajların olduğu çizgi film ve programlara dikkat edilmeli.

d-Çocuklar, televizyon başına bırakılmamalı, anne-baba televizyon izlerken çocuğun yanında bulunmalı. Böylece olası bir uygunsuz durumda konuyu konuşabilmek veya yanlışı fark ettirip zararı aza indirmek mümkün olabilsin.

e-Özellikle erken yaşlarda çocuklar “Hadi siz biraz televizyon izleyin” önerisinin, anne-baba tarafından baştan savılmak ve ihmal edilmek olduğunu gayet iyi biliyor ve hissediyorlar. Anne-baba, çocuklarıyla ne kadar özverili vakit geçirirse, çocukların televizyona olan ihtiyaçları o oranda azalıyor.

Evlerinde televizyon olan bir ablaya misafir olmuştuk. Gençlik çağlarındaki çocukları, televizyonun yüzüne bile bakmıyorlardı. Kitaplarla dolu olan evde televizyon bir köşeye terk edilmişti.

Bu duruma oldukça şaşıran bizler hemen işin sırrını sorduk. Aldığımız cevap; “Televizyonla olmak anneden ayrı kalmak demek. Çocuklarım da televizyon yerine anneleriyle olmayı tercih ettiler. Küçüklüklerinden itibaren hiç bıkmadan sıkılmadan onlarla oynadım, gezdim, her şeyi beraber yaptık, böylelikle televizyona hiç ihtiyaç hissetmediler” oldu.

Fakat şöyle de devam etti; “Televizyon eşim istediği için evdeydi. Kızlarım konusunda başarılı olduğum şey, oğlumda geçerli olmadı maalesef. Yani anne ne kadar ilgilenirse ilgilensin yine de televizyonun çocuğu kazanma olasılığı yüksek..”

Ummu Abdullah

http://www.muslumananneler.net sayfasından alınmıştır.

Bu konu hakkında yorum yapmanız bizim için önemli